| | Üretsiz Blog oluştur

ESKİ DOSTLAR, ESKİ DOSTLAR

KUŞADASI’NDA MEKTUPLAR ADRESİNİ BULMUŞ (ESİNTİ )Makalelelrim

Aydın Gazeteciler Cemiyeti Ödül Töreni -2007 019 ESİNTİ                                                                       18. 01. 2008                                                                                     Suat TUTAK                                                                                     Saat: 14. 02   

SUATTUTAK7

                ( BİR DE SÖKE’DE BULSA...! )  Yıllardır kentimizde “Adresini Arayan Mektup..”, “Adresi Eksik Mektup...”, “Mahşerin Dört Atlıları...!” gibi yazılarla, bizce bilinen, kamuoyunca bilinmeyen birçok adreslere mektuplar gönderdik, durduk... Eskilerin dediği gibi : “Ölü Gözünden Yaş, İmam   Evinden Aş...” cansız duvarlardan yansıma, yankılanma yoluyla sesler geldi de maalesef, adreslerini bulamayan mektuplar, aslında adresine gitti de, yanıt alınamadı. Sonuç alınamadı... Bir iki kişi, bir iki kıpırdamanın dışında, herkes suskun, yıllar yorgun biz yorgun, zaman gelip geçti...Ne hale getirmişiz; güzelim kentimiz Söke’yi dostlar, ne hale getirmişiz de, haberimiz yokmuş.. Gerçi bu yazılar, yorumlar, eleştiriler kentimizde sosyal aktiviteyi arttırıyor, kültür çabaları çoğalıyor, sivil toplum örgütleri son yılların en güzel kültürel etkinlik çalışmalarını, yarışırcasına ortaya koyuyorlar... Bunlara sözümüz yok. Kutluyorum. Tebrik ediyorum. Gönülden destekliyorum. Ancak; yeterli değil bu çalışmalar, uğraşlar.Söke bundan fazlasına layık ve daha fazlasını da yapabilecek kültürel aktiviteye, evrimleşerek hızla yükselen bir  yetenek gücüne sahip... Bu yeterli değil. Bunlar Söke’nin hem kültür, hem eğitim, hem sanat, hem geçmişten gelen miras servetine ve de dinamik IQ’ sına  bu seviye değil... Daha da fazlası, kalitesi, ileri hedeflere vardırılmış şekli ortaya konulabilir... Ben; elli yıllık kültür seviyesinin geldisini, tarihini biliyorsam bu, bu kadarla sınırlanmamalı... Bakınız, size basit bir örnek vereceğim. Biz, 1989-1990 yıllarında Beşparmak Dergisini hayata geçirdiğimiz, Söke Hacı Halil Paşa Halk Kütüphanesi Derneği kanatları altında “SALI TOPLANTILARI” yapıp, hafta sonları bir araç temin edip, ekip halinde İzmir-Karşıyaka Cep Tiyatrosunda tiyatro izlemeye giderken, Kuşadası’nda Şair ve Yazarların bir derneği bile yok-tu... davetlimiz olarak bize katılıp, gezi ve etkinliklerimizde yer alıyorlardı. Kuşadası ekibi olarak her zaman davet üzerine geliyorlardı. Zaman içinde onlar bizden çok şeyler öğrendi. Bizler ise ne elimizdekinin kıymetini bilebildik, ne de zamanı kendimize uyarlayabildik, ne de zamanla yarışımızı sürdürebildik. Onlar başardılar.. Biz yaya kaldık... Sahipsiz ve ilgisiz kaldık. Bocaladık. Kaybettik...  O günden bugüne Kuşadası çok aşamalar yaptı... Çok köklü, kültür sanat organizasyonlarına imza attı. Biz de ne var? Gerileme var.. Yeterli gelişme yok denilecek kadar az... Söke, neden böyle oldu anlamak zor... Kuşadası’nın bu atağının arkasındaki güçlü imzalardan biri Ticaret Odası... İşte onun bir anlamlı, büyük, yüce bir çalışmasını gazeteden alıntı yaparak dile getireceğim sizlere..Söke Ekspres Gazete’ mizin 17 OCAK 2008 tarih Perşembe günlü sayısının 10 ncu sayfasının  sağ köşesinde bir haber yer alıyor.. Özetle: “...KUŞADASI TİCARET ODASIN’DAN  KÜLTÜR HİZMETİ..” başlığı altında ne yazmış, bir okuyalım: “...CUMHURİYETİN İLK ADALET BAKANI BOZKURT’UN HAYATININ ANLATILDIĞI ( KALPAK VE KARTAL ) İSİMLİ ROMAN, KUŞADASI TİCARET ODASINCA YAYINLANDI..” Bu haberin altında bakınız Kuşadası Ticaret Odası Başkanı Serdar AKDOĞAN, AA muhabirine nasıl bir açıklama yapmış, özetle sunuyoruz: “...İlçenin Kültürel ve sanatsal değerlerinin yeniden kazanılması amacıyla oda bünyesinde başlattıkları (Karakter Projesi) kapsamında ilk eserini yayınlamanın mutluluğunu yaşadıklarını ifade ederek; “(Mahmut Esat BOZKURT’ un Kuşadası’nın yetiştirdiği nadir değerlerinden birisi olduğunu ve Cumhuriyet tarihinde derin izler bıraktığını kaydetmiş, proje kapsamında bundan sonra, ödüllü yazarlar Mahmut ÖZAY ve Muzaffer İZGÜ, dünyaca ünlü Trompetçi Muvaffak FALAY, sinema sanatçısı Hülya KOÇYİ-ĞİT, Tambur Ustası Ercüment BATANAY ve ünlü yazar Sunullah ARISOY’ u sırasıyla ülke kamuoyuna anımsatacağız..) de-miştir. Görüyorsunuz değil mi, sevgili okuyucularım? Kuşadası bizden sonra kültür sahnesinde ortaya çıkmış, fakat bizleri çok gerilerde bırakacak kadar hedef büyütmüştür.. Pekiyi; bizde neden olmuyor!? Acaba, neden? Başaramamamızın sebebi nedir acaba? Her şeye siyaset kattığımız için mi ki!? Evet; ben, ondan şüpheleniyorum..  Sivil Toplum örgütleri olsun, siyasi merciler olsun, kurum ve kuruluşlar olsun toptan, ayrım yapmadan hepimiz her yapacağımız, yaptığımız işte önce siyaset düşünüyor, hemen siyasi kategorileri, kuralları gizli yada açık, hatta hissettirmeden ortaya koyuyor, siyasi düşünce  temsilcisi kişileri sanat, kültür ve edebiyat etkinliklerinin içine katıp, karıştırıyo-ruz..  Asıl amacından saptırıp, siyasi amaçlara indeksliyoruz.. İşte o zaman; insanlar bölük pörçük oluyor... Bir kesim sanata gönül ve ömür vermiş insanlar zarar görüyor.. İtiliyor, yalnız bırakılıyor, sahip çıkılmı-yor.. Olduğu yerde unutuluyor, hatta ağzıyla kuş tutsa, sanat değeri çok ileri düzeyde de olsa damgalanıp, boğazına siyasi yafta asılmış gibi kendi dümen suyunda boğulup, yok edilmeye çalışılıyor... Elbette; böyle bir hastalıklı düşüncelerin, kaprislerin ve çekememezliklerin olduğu kent ortamında, sağlıklı kültür, sanat ve edebiyat ilerlemesi, gelişmesi beklenemez... İşte; Söke’nin yıllardır, görmemezlikten gelinen sorunu bu.. Bizleri bizden koparan; zehirleyip kurutan hastalık, ölümcül zehir bu...Kuşadası ve diğer yerleşim bölgelerinde bu hastalık yok... Önceden olsa bile, yaraya zamanında neşter vurulup, hasta doku kesilip atılmış, tüm vücuda yayılıp kaplaması önlenmiş... Başarı da, bunun altında yatıyor.Onun için yazılan her mektup, yazan kişisi kim olursa olsun, isimsiz de olsa, adressiz de olsa yerini buluyor.. yanıt veriliyor. Başarılara, ortak imzalar atılıyor. Gelin; bu yanlış yoldan, dönelim artık. Yoksa, adressizlikler içinde, tümden kaybolup, yok olacağız..  adsız

BİR YOL BULURUZ... (Şiirlerim)

akşam olurken Koşa koşa varamadım vuslata Dünyaya kapıldım çıkamadım sırata Çok yanlışlar gördüm, söylemedim surata Güzellikleri seçtim de, satamadım mezada.  Dostumu dost bilip, sardım boynuma Niceleri yılanmış, aldım koynuma Kötü söylesem, yakışır mı adıma Bu da benim kaderim, razıyım payıma.  Dayım yok ki, dolanayım boynuna Adı belli, kadı belli, sövemem ki soyuna Sanki seçilmiş de, kötüler düşmüş payıma Belki kusur bende, yakışır mı namıma..  Gel yüreğim, kalkıp gidelim yabana Bu sürü çok geldi, bu garip çobana Vuralım seninle, hem nalına, hem mıhına Belki bir yol buluruz, er meydanına...  Suat TUTAK 10. 03. 1978 – SÖKE

ÖMRÜMÜ ÇALANLAR(Şiirlerim)

aglayan kadın Sevmeyi öğretti bana yıllar

İnsanlarsa hep ağlamayı.. Rüzgara tutulan yaprak oldum Attılar beni oradan oraya... Hem beni, hem ömrümü çaldılar  Peşi sıra sürüklendim yılların Tozlu, topraklı uzun yolların Alaca belece olan samur saçların Dökülen, saçılan bunca umutların Hepsini benden alıp kaçırdılar  Göz göz olan yürek yaraları Dinmek bilmeyen gönül sancıları Umutla diktiğim ağaçları, dalları Gönlümdeki açılmamış goncaları Tayfun gibi yıkıp parçaladılar  Yarış ettim geçen yıllarla, aylarla Dönüp de baktığım mevsimlerle, günlerle Koşup da yetişemediğim, umutlarla Hele verip de alamadığım sevgilerle Beni anılarla koyup tek tek kaçtılar.. Suat TUTAK 20.02.1978 – SÖKE 

ANNE SEVGİSİ... (Şiirlerim)

analı kız ANNE SEVGİSİ...  Senin için bir şiir yazmamı söylediler... Mısra mısra anlatmamı istediler Sevgi sevgi yaşatmamı söylediler Sen, kitaplara sığar mısın annem...?  Çocuk, insanın atasıdır dediler... Ata olmazsa, insan olmaz dediler Nice yiğitlere senin sütünü verdiler Sen olmazsan, çocuk olur mu annem?  Bu gözler, senin için çok ağladılar... Nice annenin ardından, ah ile baktılar Mahzun, mahzun önlerine aktılar Sen bu acıyı, bilir misin annem...?  Sevgilerce mısralarım oluştu... Titreyen parmakların, saçlarıma karıştı Şu gönlüm, çok acılara alıştı.. Sensiz yaşama, alışılmıyor annem...  Beni senden, seni benden sordular... Seni alıp kara toprağa koydular.. Şu kara saçlarım, ak-pak oldular Sensiz dünyada, yaşanır mı annem?  Yazsalar, çizseler hep anlatsalar... Nesiller boyu, anneleri konuşsalar Sana bir gün değil, ömürler verseler... Sen dünyalara, sığar mısın annem..?  31. 03. 1989

Suat TUTAK

Saat: 01.15 – SÖKE 

  

 

ANNE SEVGİSİ... (Şiirlerim)

analı kız ANNE SEVGİSİ...  Senin için bir şiir yazmamı söylediler... Mısra mısra anlatmamı istediler Sevgi sevgi yaşatmamı söylediler Sen, kitaplara sığar mısın annem...?  Çocuk, insanın atasıdır dediler... Ata olmazsa, insan olmaz dediler Nice yiğitlere senin sütünü verdiler Sen olmazsan, çocuk olur mu annem?  Bu gözler, senin için çok ağladılar... Nice annenin ardından, ah ile baktılar Mahzun, mahzun önlerine aktılar Sen bu acıyı, bilir misin annem...?  Sevgilerce mısralarım oluştu... Titreyen parmakların, saçlarıma karıştı Şu gönlüm, çok acılara alıştı.. Sensiz yaşama, alışılmıyor annem...  Beni senden, seni benden sordular... Seni alıp kara toprağa koydular.. Şu kara saçlarım, ak-pak oldular Sensiz dünyada, yaşanır mı annem?  Yazsalar, çizseler hep anlatsalar... Nesiller boyu, anneleri konuşsalar Sana bir gün değil, ömürler verseler... Sen dünyalara, sığar mısın annem..?  31. 03. 1989

Suat TUTAK

Saat: 01.15 – SÖKE 

  

 

HEP ÇOCUK OLABİLMEK... DENEME

adsızmanzara 21.08.2002 –Suat TUTAK -SÖKE 

                                                       02.01.2008

                                                                                 Suat TUTAK  Güzel şey çocuk olmak.. Çocuk olabilmek zor.. Çocuk kalabilmek ise imkansız. Bu olaylar yaşam denen süreçte farklı şeylerdir. Aslında yaşam süresinin tamamını anlatan hayat kelimesinin değişik dönemleri, farklı evreleridir. Bu evreler, tüm doğa varlıklarında vardır. Hepsi de farklı farklıdır. Birbirine hiç benzemez.. Tabii bu olay; insanda da, doğadan değişik evrim gösterir. Bir benzer yönü ise ilk devre, il gelişim evresi olan çocukluk, yeni merhaba dedikleri an var ya, işte o evrenin güzelliği, sevimliliği, insan yavrusu çocuklara çok benzer.. O evre boyunca tüm canlı varlıklar güzeldir. Çocuklar gibi sevimlidirler... Aslında hayvan sever insanların; hayvanları sevmeleri, o devrenin etkisinde kalarak başlar. Zaman içinde gelişerek, hayvanların tüm evrelerine bir aşinalık başlar.. Ondan sonra da giderek bu etkileşim, bir hayvanları sever seviyesine gelir.. Gerçekten; insan yavruları olan bebeklerden sonra, hayvan yavrularının tümü de  o evrelerde çok güzel, çok sevimli ve de dayanılmaz çekici olurlar.. Ama; güçlenip büyüdükleri zaman ise insanlara karşı, tehlikeli olmalarını bırakın, kendi aralarında da tehlikeli olular... Sonuçta; et obur denilen, çiğ etle beslenen, et yiyen, güçsüz, çaresiz, korumasız, hastalıklı (genelde) doğa hayvanlarının etlerini yiyerek yaşarlar. Aç oldukları ve aç kaldıkları zaman çok tehlikelidirler.O dönemde kim olursa olsun, ne olursa olsun kendi yavrularını, sürü arkadaşlarını hatta eşlerini dahi acımasız-ca öldürüp, parçalar ve de yerler.. O anki açlıklarını giderirler. Fakat tüm yaban hayvanlarının bir özellikleri daha vardır.Aç ve yaralı olmadıkça, korkutulma-dıkça, kızdırılmadıkça, canları yanmadıkça kimseye zararları olmaz, saldırmaz-lar.. Tüm yabani hayvanlar insandan korkup kaçarlar. Fakat yine de güvenme-mek, yanlarına zarar verecek mesafede, fazla yaklaşmamak en güzel yoldur.. Ne zaman ne yapacakları belli olmaz.. Çünkü onlar; yalnızca doğa kanununa göre (Orman Kanununa göre) yaşarlar. Güçlü olan, zayıf olanı her zaman öldürür.. Onunla açlığını giderir. Karnını doyurur... İlgili kurumlar, yasalar olmasa, insanların da yapacağı odur aslında... Anayasamızda ilk ana maddelerden biri, “İnsanın yaşama hakkı “ dır. Ve bu hak yasalarla ve yasalarda belirtilen kurum ve kuruluş organlarıyla sürekli korunur. Öyle olmasına rağmen TV haberlerinde izleyip, gazetelerde okuyoruz. Boy boy flaş haberler. İnsanlık her gün ölüm haberleriyle çalkalanıyor. Yalnız insanların kavgalarının ve ölümlerinin sebepleri, içerikleri farklıdır. Sebep aynı değil... Hayvanlar aç kalmamak, ölmemek için, yemek için öldürürler.. Başka sebepleri yoktur. Ve o, bir içgüdüsüdür. Çünkü hayatta; insanlar da dahil, bir tek içgüdüsü vardır. “Benim yaşamam için, karşımdakinin ölmesi gerekiyorsa, ölmelidir..” Evet; sevgili okuyucularım, öyle olmasa, “Savaşta, her şey mubahtır..” halk deyişi olan söz olur muydu? İnsan da sonuçta; düşünebilen ve eğitilmiş bir hayvan, değil midir?! Ki; insanın hayvanlaşması, gerçek hayvandan daha tehlikelidir.. Öyle hayal ötesi planlar kurup, uygular ki, tüm hayvanlar bir araya gelse, onun planının bir bölümünü düşünemez... Uygulayamaz... İnsanları hayvandan ayıran en önemli fark zaten oradadır. Fakat; bir gerçek vardır ki, herkes doğduğu zaman, 2-5 yaşı arasındaki bebeklik döneminde, o güzelim çocukluk dönemini yaşar.. Ama ömrü boyunca, çocuk olamaz. O, geçici bir dönemdir.Bir süreçtir. Yaşanır geçer... Ne kalıcıdır, ne de geriye dönüşü vardır. Maalesef o, ömür boyu bir dönem yaşanır, biter.. İlerleyen yaşı sebebiyle, vücudu da gelişir, çocukluk görünüşü de değişir. Bir gelişkin, yetişkin fiziki yapıya gelir.O nedenle de, ilerlemiş yaşlarda, gelişen o vücutla çocuk olabilmesi, çocuk gibi davranması, davranabilmesi de olmaz.. Artık yetişkin olduğu için kendi kendine yakıştıramaz, zaten toplum izin ver-mez... Ardından ileri yaşlarda olgunluk, yaşlılık ve ihtiyarlık süreçleri gelip, yakalar. O yaşlarda çocuk kalabilmesi mümkün değil, imkansızdır... Onun için; bu süreçlerin hepsi ayrı ayrı dönemlerde, süreçler olarak yaşanır biter.. Ve bir gün; aynaya baktığında, öne eğilmiş omzunu görür... Kırılacak gibi kamburlaşan belinin farkına varır, ceylan gibi yürürken süzülen vücudu artık, bir kemik çuvalı haline döner. Yattığı yatağı bile; onun kemikten, canlı iskelet olan vücuduna batmaya başlar... Ve; işte o gün, yaşam onlara bir azap, bir işkenceye dönüşür.. Ölümü her an isterler ama, ömür de bir zaman saatine bağlanmıştır. O saat; devrini tamamlaya-cak, dönecek, duracağı yere kadar gelecek, zembereği boşalacak, ondan sonra duracaktır. İşte; tüm sırlarıyla içinde yaşadığımız, bilinmezlerine cevap bulamadığı-mız, hayat budur... Onun için, güzel şeydir çocuk olmak... Ne yazık ki; o yaşlarda beyni henüz gelişmemiş olan insan, o çocukluğunun güzelliğini anlamadan, bilemeden yaşayıp ileri yaşlara gelir.. Her şeyi, tam anlamıyla anlayıp, çözebildiğimizde de iş işten geçmiş, koca bir ömrün sürecini doldurmuş olduğumuzu anlarız...Anlarız da, ne çare...!?

RESİM SERGİSİ VE KİTAP TANITIMI, İMZA GÜNÜ… (Tanıtım yazısı)

adsız adsız DENGE                                                       04.04.2008                                                                   Suat TUTAK      Söke Şairler ve Yazarlar Derneğimizin üyeleri olan; Didimli Ressam, şair Ahmet ÜNAL ile Denizli’den öykücü ve şair Hüsamettin TAT ‘ın Söke Fatma Suat ORHON Müze ve Sanat evinde sergileyecekleri, yakma resim ve imza, kitap tanıtımıyla ilgili 5 günlük ortak etkinliğinde, bu iki güzel insanı yalnız bırakmayalım. Değerli hemşerilerim ve sevgili okuyucularım. Bugün sizlere; Söke Şairler ve Yazarlar Derneği’mizin 2 üyesi olan, iki güzel insandan söz edeceğim… Didim ilçesinden “YAKMA RESİM” sanatçısı ve şair Ahmet ÜNAL ile Denizli ilinden öykü yazarımız ve şair Hüsamettin TAT birlikte, ortak bir sergi açmayı kararlaştırmışlardır. 07 Nisan 2008 tarihinden 12 Nisan 2008 tarihine kadar 5 GÜNLÜK bir zaman içinde, Söke Fatma Suat ORHON MÜZE ve SANATEVİ’ nde bu ortak etkinliği düzenlemişlerdir. Bu ortak etkinlik o7 Nisan 2008 Pazartesi günü saat: 17.30’da Söke Fatma Suat ORHON MÜZE ve SANATEVİ’ nde açılış yapılarak başlatılacak-tır. 12 Nisan 2008 tarihine etkinlikleri devam edecektir. Tüm Sökeli Sanatseverlerin, yapılacak bu etkinlikler boyunca sanatçıları yalnız bırakmamalarını diliyor, rica ediyorum. Türk Milleti olarak özümüzde var olan sanatseverlik hasletimize kulak verip, bu sanatçı kardeşlerimizi yalnız bırakmayacağınıza, bugünden inanıyorum… Böyle günlerde sanatçılarımıza sahip çıkmazsak, yardım etmezsek, yanlarında olduğumuzu gösterip, desteklemezsek, ulusumuzun kültür ve sanatına kim sahip çıkacak!? Yeni kuşaklara; bu kültür ve sanat zenginliğimiz nasıl ve de kimler tarafından taşınacaktır !?  Birbirimize en çok sahip çıkıp destekleme ihtiyacı duyduğumuz, birlik ve beraberliğe ihtiyacımız olan bu günlerde, lütfen buna ve bu gibi seslere kulak verelim. Bize bizden başka, kimler sahip çıkar ki…!? Tarih bize acı bir tecrübe ile onaylatmıştır ki; “TÜRK’ÜN, TÜRK’TEN BAŞKA DOSTU YOKTUR…” Olmamıştır… Olmayacaktır. Bu, unutul-mamalıdır. 

HANÇERLE, DİNDİR ACIMI…(Şiirlerim)

aglayan çocuk  

BİLİYOR MUSUN?

UYKUM UÇUP GİTTİ AZ ÖNCE,

GÖNÜL PERİSİNİN

O ŞEFFAF KANATLARINA

ASTI DA GİTTİ BENİ BU GECE

SENİN ARDINDAN GÜZELİM…

SENİN İÇİN,

HASRETİNE DAYANAMADI,

GÜĞSÜNÜ YUMRUKLAYA YUMRUKLAYA,

ZOR ETMİŞTİ GECEYİ…

SELLER, SULAR İÇİNDE

BOĞULUP KALMIŞTI DUDAKLARIM,

SENİN YÜZÜNDEN GÜZELİM,

HEP SENİN YÜZÜNDEN.

NE YAPTIYSAM ANLATAMAMIŞ,

İNANDIRAMAMIŞTIM SANA AŞKIMI…

HER CEFANA,

HER İŞKENCENE,

HER KIRICI SÖZÜNE,

HATTA, GURUR KIRICI HAKARETLERİNE,

BOYUN EĞMİŞ, SUSMUŞ

EYVALLAH DEMİŞ,

KABUL ETMİŞTİM…

YETMEMİŞ SEVDAMI

DEFALARCA SANA ANLATMAMA…

İNANDIRMAYA ÇALIŞMIŞTIM DEFALARCA,

AMA HEYHAT…!

NE MÜMKÜN!?

İNANDIRAMAMIŞTIM SANA.

ARADAN BUNCA ZAMAN GEÇTİ,

DEĞİŞEN BİR ŞEY YOK YİNE…

SEN YİNE ESKİ HANCI,

BENSE,

YİNE O GARİP YOLCU…

BU DENLİ AF EDİLMEZ,

BU DENLİ AĞIR CEZALI,

BU DENLİ ACIMASIZCA,

YARGILANACAK, NE SUÇUM VARDI?

SÖYLER MİSİN?

BEN SANA NE YAPTIM!????

YALNIZCA EVET, YALNIZCA

SENİ SEVDİĞİMİ SÖYLEDİM…

BU MU AĞIR CEZALIK SUÇ?

SAĞOL BE GÜZELİM…

VAROL…SEN YİNE MUTLU OL

SEN YİNE SEVGİYE ADANMIŞ,

ÖMRE BEDEL SEVDALARI,

AĞIR SUÇ KABUL EDEN,

ÖMRÜNCE YALNIZLIĞA ÇARPTIRAN,

BÜYÜK SUÇLARDAN SAYAN,

KARŞI CİNSLERİN DÜŞMANI,

HAKİM OL, YARGIÇ OL…

BU ROLÜ, BU OYUNU

ÇOK İYİ OYNUYORSUN…

OYNAMAYA DEVAM ET,

BELKİ BİR GÜN

DÜNYA OSKAR ÖDÜLÜNÜ,

SANA VERİRLER…

ÖYLE DEĞİL Mİ GÜZELİM!?????

ÖYLE DEĞİL Mİ CANIMIN İÇİ?

ÖYLE DEĞİL Mİ, SEVDAMIN GÖZYAŞI?

ÖYLE DEĞİL Mİ,

ZEYTİN YEŞİLİ GÖZLÜ YAR?

SEN BANA ÇOK ŞEY ÖĞRETTİN…

UZUN ŞİİRLERİ SEVMEZDİM,

SIKICI BULURDUM,

BANA UZUN ŞİİRLERİ SEVDİRDİN.

YAZMAYI ALIŞTIRDIN,

BİR GÜZELE BUNCA EĞİLMEZDİM ESKİDEN

AYAKLARININ ALTINDA PASPAS OLDUM…

BİR ZEYTİN YEŞİLİ GÖZ İÇİN,

BU DENLİ AĞLAMAZDIM,

ŞİMDİ GÖZLERİM BOZULDU…

YAZILARI DA OKUYAMAZ OLDUM ARTIK,

NİCE GÜZELLER GÖRDÜM, TANIDIM

DOST OLDUM, ARKADAŞ OLDUM

SEN ONLARA HİÇ BENZEMEDİN…

HEPSİNİ ERTESİ GÜN UNUTTUM

SEN… SEN ÖYLE DEĞİLDİN!

ÖYLE DEĞİLDİN SEN DENİZ GÖZLÜM…

ZEYTİN YEŞİLİ O GÖZLER,

BİR ÖMRE BEDEL,

ANLAMLI GÜLÜŞÜN,

NİCE SEVDALARA DEĞER…

SEN ÖYLE DEĞİLSİN DENİZ GÖZLÜM,

BAK, SÖZÜNÜ ETTİĞİMİ ANLAYAN KALBİM

YİNE AKSAK ÇALIŞMAYA BAŞLADI…

YİNE TEK TEK VURUYOR.

YİNE İNLİYOR İNİM İNİM…

BİR ŞEYLER ERİYİP AKIYOR İÇİME,

AKIP GİDİYOR BİR TANEM…

HEM DE YAKIP GİDİYOR.

GECENİN BİR YARISI BENİ,

BENİ YATAĞIMDAN,

BENİ UYKUMDAN ETTİN…

İÇİM YANIYOR

DUDAKLARIM KURUYOR,

SUSUZUM SANA,

SUSUZUM AŞKINA

SUSUSZUM TÜM İLGİNE…

NE OLUR BİTİR BU ACIYI,

BİTİR BU İŞİKENCEYİ,

YA BENİ SEVDANLA YAK…

YA DENİZ GÖZLERİNLE ÖLDÜR,

YA AŞKINLA YAŞAT,

YA DA BİR HANÇER SOK…

BİR HANÇER SOK KALBİME,

SONA ERSİN BU ACI…

 

Suat TUTAK

05.04.2008

 

VAZGEÇ (Şiirlerim)

yıldız çiçegi VAZGEÇ  

Yollara bakıp bakıp boynumu büktüm

Bazen gönül koyup, bazen de darıldım

Yıllar yılı hep böyle bakar kalırdım

Hey deli gönül, gel bu sevdadan vazgeç

 

Bak yaş elliyi geçmiş, sevda neyine

Yaşlılık ağrıları düşmüş dizine

Kamburluk gelip konuk olmuş beline

Hey deli gönül gel bu sevdadan vazgeç

 

Gönül gönül olalı, bir gün gülmemiş

Beklenen bir gün olsun geri gelmemiş

Çekilen acıları hiç de bilmemiş

Hey deli gönül gel bu sevdadan vazgeç

 

Suat’ım bu acılar sana ders olsun

Bırak unutanlar mazide kalsın

Biraz da onların kalbi sızlasın

Hey deli gönül gel bu sevdadan vazgeç.

 

14.05..2002

Suat TUTAK

Saat: 18.30/SÖKE

HANÇERLE, DİNDİR ACIMI…(Şiirlerim)

ASLAN AGZI HANÇERLE, DİNDİR ACIMI…

 

BİLİYOR MUSUN?

UYKUM UÇUP GİTTİ AZ ÖNCE,

GÖNÜL PERİSİNİN

O ŞEFFAF KANATLARINA

ASTI DA GİTTİ BENİ BU GECE

SENİN ARDINDAN GÜZELİM…

SENİN İÇİN,

HASRETİNE DAYANAMADI,

GÜĞSÜNÜ YUMRUKLAYA YUMRUKLAYA,

ZOR ETMİŞTİ GECEYİ…

SELLER, SULAR İÇİNDE

BOĞULUP KALMIŞTI DUDAKLARIM,

SENİN YÜZÜNDEN GÜZELİM,

HEP SENİN YÜZÜNDEN.

NE YAPTIYSAM ANLATAMAMIŞ,

İNANDIRAMAMIŞTIM SANA AŞKIMI…

HER CEFANA,

HER İŞKENCENE,

HER KIRICI SÖZÜNE,

HATTA, GURUR KIRICI HAKARETLERİNE,

BOYUN EĞMİŞ, SUSMUŞ

EYVALLAH DEMİŞ,

KABUL ETMİŞTİM…

YETMEMİŞ SEVDAMI

DEFALARCA SANA ANLATMAMA…

İNANDIRMAYA ÇALIŞMIŞTIM DEFALARCA,

AMA HEYHAT…!

NE MÜMKÜN!?

İNANDIRAMAMIŞTIM SANA.

ARADAN BUNCA ZAMAN GEÇTİ,

DEĞİŞEN BİR ŞEY YOK YİNE…

SEN YİNE ESKİ HANCI,

BENSE,

YİNE O GARİP YOLCU…

BU DENLİ AF EDİLMEZ,

BU DENLİ AĞIR CEZALI,

BU DENLİ ACIMASIZCA,

YARGILANACAK, NE SUÇUM VARDI?

SÖYLER MİSİN?

BEN SANA NE YAPTIM!????

YALNIZCA EVET, YALNIZCA

SENİ SEVDİĞİMİ SÖYLEDİM…

BU MU AĞIR CEZALIK SUÇ?

SAĞOL BE GÜZELİM…

VAROL…SEN YİNE MUTLU OL

SEN YİNE SEVGİYE ADANMIŞ,

ÖMRE BEDEL SEVDALARI,

AĞIR SUÇ KABUL EDEN,

ÖMRÜNCE YALNIZLIĞA ÇARPTIRAN,

BÜYÜK SUÇLARDAN SAYAN,

KARŞI CİNSLERİN DÜŞMANI,

HAKİM OL, YARGIÇ OL…

BU ROLÜ, BU OYUNU

ÇOK İYİ OYNUYORSUN…

OYNAMAYA DEVAM ET,

BELKİ BİR GÜN

DÜNYA OSKAR ÖDÜLÜNÜ,

SANA VERİRLER…

ÖYLE DEĞİL Mİ GÜZELİM!?????

ÖYLE DEĞİL Mİ CANIMIN İÇİ?

ÖYLE DEĞİL Mİ, SEVDAMIN GÖZYAŞI?

ÖYLE DEĞİL Mİ,

ZEYTİN YEŞİLİ GÖZLÜ YAR?

SEN BANA ÇOK ŞEY ÖĞRETTİN…

UZUN ŞİİRLERİ SEVMEZDİM,

SIKICI BULURDUM,

BANA UZUN ŞİİRLERİ SEVDİRDİN.

YAZMAYI ALIŞTIRDIN,

BİR GÜZELE BUNCA EĞİLMEZDİM ESKİDEN

AYAKLARININ ALTINDA PASPAS OLDUM…

BİR ZEYTİN YEŞİLİ GÖZ İÇİN,

BU DENLİ AĞLAMAZDIM,

ŞİMDİ GÖZLERİM BOZULDU…

YAZILARI DA OKUYAMAZ OLDUM ARTIK,

NİCE GÜZELLER GÖRDÜM, TANIDIM

DOST OLDUM, ARKADAŞ OLDUM

SEN ONLARA HİÇ BENZEMEDİN…

HEPSİNİ ERTESİ GÜN UNUTTUM

SEN… SEN ÖYLE DEĞİLDİN!

ÖYLE DEĞİLDİN SEN DENİZ GÖZLÜM…

ZEYTİN YEŞİLİ O GÖZLER,

BİR ÖMRE BEDEL,

ANLAMLI GÜLÜŞÜN,

NİCE SEVDALARA DEĞER…

SEN ÖYLE DEĞİLSİN DENİZ GÖZLÜM,

BAK, SÖZÜNÜ ETTİĞİMİ ANLAYAN KALBİM

YİNE AKSAK ÇALIŞMAYA BAŞLADI…

YİNE TEK TEK VURUYOR.

YİNE İNLİYOR İNİM İNİM…

BİR ŞEYLER ERİYİP AKIYOR İÇİME,

AKIP GİDİYOR BİR TANEM…

HEM DE YAKIP GİDİYOR.

GECENİN BİR YARISI BENİ,

BENİ YATAĞIMDAN,

BENİ UYKUMDAN ETTİN…

İÇİM YANIYOR

DUDAKLARIM KURUYOR,

SUSUZUM SANA,

SUSUZUM AŞKINA

SUSUSZUM TÜM İLGİNE…

NE OLUR BİTİR BU ACIYI,

BİTİR BU İŞİKENCEYİ,

YA BENİ SEVDANLA YAK…

YA DENİZ GÖZLERİNLE ÖLDÜR,

YA AŞKINLA YAŞAT,

YA DA BİR HANÇER SOK…

BİR HANÇER SOK KALBİME,

SONA ERSİN BU ACI…

 

Suat TUTAK

05.04.2008